70.000 sorgusuz sualsiz cennete girecek kişi kimdir?
Sabah İzmir’de uyanıyorum. Perdeyi aralıyorum, güneş gözümü alıyor. İç sesim hemen devreye giriyor: “Bugün yine hayatı fazla ciddiye almazsan iyi olur.” Ama sonra ikinci bir iç ses ekleniyor: “Ama her şeyi de ciddiye almazsan, yarın neyi düşüneceksin?”
İnsan bazen kendi içinde bile kalabalık. Hele bir de “70.000 sorgusuz sualsiz cennete girecek kişi kimdir?” gibi bir konu aklına düştüyse, o gün zaten sıradan geçmiyor.
Ben 25 yaşında, İzmir’de yaşayan biriyim. Dışarıdan bakınca “rahat takılıyor” gibi duran ama iç dünyasında sürekli Excel tablosu açan bir tipim. Bir yandan sokakta simit yerken martılarla göz göze geliyorum, bir yandan da düşünüyorum: İnsan nasıl olur da hiç sorgusuz, sualsiz bir şekilde böyle büyük bir müjdeye dahil olur?
Mahalle Kahvesinde Başlayan Büyük Felsefe
Geçen gün arkadaşlarla oturuyoruz. Konu nasıl açıldı bilmiyorum ama bir anda biri dedi ki:
“Abi 70.000 kişi var ya, sorgusuz sualsiz girecekmiş cennete…”
Çay bardağını bırakmadan cevap verdim:
“Ben daha markette fiş sırasını sorguluyorlar sanıyordum, meğer evrenin de VIP listesi varmış.”
Herkes güldü ama ben içten içe düşündüm. Bu konu aslında öyle hafife alınacak bir şey değil. “70.000 sorgusuz sualsiz cennete girecek kişi kimdir?” sorusu, sadece bir sayı değil, bir hâl meselesi gibi.
Yan masadaki amca bile kulak kabarttı:
“Evlat, o iş sayı değil, gönül işi,” dedi.
Bir an sustum. Çünkü bazı cümleler şaka kaldırmaz.
İç Sesimle Tartışmalarım
Benim iç sesim bazen çok net konuşur:
— “Sen bu listeye girer misin?”
— “Ben mi? Daha sabah alarmı üç kere erteledim.”
— “Ama niyet önemli.”
— “Niyetim var ama uygulama sürümü eski.”
İnsan kendini değerlendirirken en acımasız hakem oluyor. Bir yandan da şunu fark ediyorum: bu mesele sadece “kimler girer” değil, “nasıl bir kalp haliyle girilir” meselesi.
“70.000 sorgusuz sualsiz cennete girecek kişi kimdir?” sorusu aslında insanın kendine sorduğu en sessiz ama en ağır sorulardan biri gibi.
İzmir Sokaklarında Maneviyat Düşünmek
Alsancak’ta yürürken bir adam köpeğine su veriyordu. Köpek öyle bir bakıyordu ki, sanki “insanlık hâlâ umut taşıyor” mesajı veriyor.
O an düşündüm:
Belki de mesele büyük şeyler yapmak değil. Belki de mesele, kimsenin görmediği yerde bile iyi kalabilmek.
Bir anda içimden şu geçti:
“70.000 sorgusuz sualsiz cennete girecek kişi kimdir? Belki de sabah sokakta çöpe eğilip yanlışlıkla düşen kağıdı geri atan kişidir.”
Sonra kendime güldüm:
“Tamam, çok romantikleştirdin yine…”
Ama insan bazen küçük şeyleri büyütmeden büyük şeyleri anlayamıyor.
Arkadaş Ortamı: Ciddiyetin Dayanamadığı Yer
Bir akşam arkadaşlardan biri ciddi bir şekilde sordu:
“Sen hiç düşündün mü, böyle bir liste olsa bizde kaç puan olur?”
Masada sessizlik oldu.
Ben hemen araya girdim:
“Benim puan sistemi karışık. Günlük performans + ruh hali + açlık seviyesi çarpılıyor.”
Arkadaşım güldü:
“Yani sıfır mı?”
“Yok,” dedim, “negatif değilim en azından.”
Ama işin şakası bir yana, herkesin içinde bir tartma duygusu var. Kimse bunu yüksek sesle söylemiyor ama herkes kendi içinde bir muhasebe yapıyor.
Günlük Hayatın Küçük Testleri
Mesela şu sahneyi düşün:
Markette kasaya gidiyorsun. Önündeki kişi bozuk para sayıyor. Arkandaki sabırsızlanıyor. Kasiyer yorulmuş. Sen de arada kalmışsın.
İç ses:
— “Sakin ol.”
— “Ama geç kalıyorum.”
— “Belki de bu sabır testi.”
İşte o an bile insan kendi iç dünyasında küçük bir sınavdan geçiyor gibi hissediyor.
Ve sonra şunu düşünüyorum:
“70.000 sorgusuz sualsiz cennete girecek kişi kimdir?” sorusu belki de böyle anlarda sabrını kaybetmeyenlerin hikâyesidir.
Biraz Ciddiyet: Kalp Meselesi
Şaka bir yana, bu konu sadece sayı meselesi değil. Daha çok insanın iç hâliyle ilgili bir şey gibi duruyor.
Birine iyilik yaparken kimse görmese de aynı olur musun?
Kimse bilmeyecek olsa da doğruyu seçer misin?
Kırıldığında bile kırmamayı başarabilir misin?
Ben bunları düşünürken kendime gülüyorum bazen. Çünkü çok iddialı cevaplar veremiyorum.
“Evet ben çok iyiyim” diyemem mesela.
Ama “tamamen kayıp da değilim” diyebilirim.
İç Monolog: Gece 03.17 Versiyonu
Gece oluyor. Telefon elimde. Sosyal medyada kaydırıyorum ama aslında hiçbir şey görmüyorum.
İç ses:
— “Yat artık.”
— “Bir video daha.”
— “Hayat geçiyor.”
— “Tamam tamam…”
Sonra bir anda konu yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyor:
“70.000 sorgusuz sualsiz cennete girecek kişi kimdir?”
Ve o an fark ediyorum: Bu soru aslında geceyi değil, insanın kendini dinlediği anları çağırıyor.
Bir Dost Sohbeti Daha
Geçenlerde bir arkadaşım dedi ki:
“Ben olsam hiç düşünmem, yaşarım giderim.”
Ben:
“Keşke o ayarı fabrikadan öyle verseydiler.”
O:
“Sen fazla düşünüyorsun.”
Ben:
“Ben düşünmesem senin düşündüğünü kim düşünecek?”
Güldük.
Ama içimde küçük bir şey kaldı:
Belki de bazı insanlar fazla düşünerek değil, sade kalarak ilerliyordur.
Basitliğin İçindeki Ağırlık
Bazen en büyük şeyler çok basit şeylerde gizli oluyor.
Birine selam vermek.
Yolda düşeni kaldırmak.
Birine içten gülümsemek.
Kimse görmese bile doğruyu yapmak.
Bunlar küçük gibi duruyor ama insanın iç dünyasında büyük bir yer kaplıyor.
Ve belki de “70.000 sorgusuz sualsiz cennete girecek kişi kimdir?” sorusunun cevabı, bu küçük ama sürekli yapılan şeylerin toplamında gizlidir.
Son Bir Düşünce: Kendimle Barışma Anı
Bazen aynaya bakıyorum. Saç dağınık, gözler uykulu.
Diyorum ki:
“Sen çok karmaşık bir adamsın.”
Sonra cevap veriyorum:
“Hayır, sadece fazla düşünen biriyim.”
Ve belki de mesele bu kadar basit.
Kimse mükemmel değil.
Kimse her şeyi doğru yapmıyor.
Ama herkes bir şeyler deniyor.
İzmir sabahları gibi: biraz rüzgârlı, biraz sıcak, biraz dağınık ama yine de yaşanabilir.
Ve içimde şu cümle sessizce kalıyor:
“Belki de mesele listeye girmek değil, listeden bağımsız bir kalp taşıyabilmektir.”