Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir? sorusuna toplumsal bir pencereden bakış
İstanbul’da yaşıyorum. Günlerim çoğunlukla sahada, toplantı odalarında ve toplu taşıma hatlarında geçiyor. İnsanların gündelik konuşmalarını, küçük tartışmalarını, bazen de hiç fark etmeden ortaya koydukları toplumsal ipuçlarını dinlemeye alışığım. Son zamanlarda kulağıma sıkça çalınan sorulardan biri şu: Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir?
İlk bakışta basit bir merak gibi görünüyor. Bir yayınevi, matematik kitapları, sınav hazırlık süreci… Ama sokakta duyduğunuzda, bu soru bazen çok daha büyük bir şeye dönüşüyor: eğitimde fırsat eşitliği, bilgiye erişim, hatta sınıfsal ayrışma.
Bir gün metrobüste iki lise öğrencisi konuşuyordu. Biri elindeki deneme kitabını gösterip “Karekök çok zor ya, bunu yapan kesin çok iyi bir ekip” dedi. Diğeri ise daha sessiz bir sesle “Kim sahibi acaba, hep aynı yayınevleri kazanıyor zaten” diye karşılık verdi. O an fark ettim ki Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusu, sadece bir şirket merakı değil, aynı zamanda güven ve güç ilişkileriyle ilgili bir sorguya dönüşmüş durumda.
:contentReference[oaicite:0]{index=0} ve görünürlük meselesi
Karekök Yayınları, özellikle matematik ve fen bilimleri alanında hazırladığı kaynaklarla bilinen bir yayınevi olarak eğitim sisteminde oldukça güçlü bir konumda yer alıyor. Ancak Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusu sorulduğunda, çoğu zaman tek bir isimden çok daha karmaşık bir yapı ile karşılaşıyoruz.
Yayıncılık dünyasında özellikle Türkiye’de birçok marka, kurumsal yapıların içinde gelişiyor. Kimi zaman kurucular ön planda olurken, kimi zaman editoryal ekipler ve akademik danışmanlar görünürlüğü paylaşır. Bu nedenle “sahiplik” kavramı burada sadece ekonomik bir mülkiyet değil, aynı zamanda bilgi üretiminde kimlerin söz sahibi olduğu sorusuna da dönüşüyor.
İçimdeki analitik taraf şöyle düşünüyor:
“Bir yayınevinin sahiplik yapısı, üretim süreçlerinin şeffaflığını belirler. Bu bilgi önemli.”
Ama içimdeki insan tarafı daha farklı bir yerden bakıyor:
“İnsanlar aslında sadece kimin sahip olduğunu değil, o kitabın kimin hayatını kolaylaştırdığını da merak ediyor.”
Toplumsal cinsiyet açısından Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusu
İstanbul’da sahada çalışırken en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, eğitim materyallerinin kullanımında bile belirli kalıpların varlığı. Özellikle kız öğrencilerle yaptığımız görüşmelerde, matematik ve fen kitaplarına karşı hem bir saygı hem de bir mesafe hissediliyor.
Bir lise öğrencisi bana şöyle demişti:
“Matematikte iyi olmak istiyorum ama herkes erkekler daha iyi anlıyor gibi davranıyor.”
İşte burada Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusu farklı bir anlam kazanıyor. Çünkü mesele sadece kitabın arkasındaki şirket değil, o kitabın kimin tarafından üretildiği ve kimin deneyimini temsil ettiği meselesi haline geliyor.
Toplumsal cinsiyet açısından bakıldığında eğitim yayıncılığı genellikle teknik bir alan gibi görünse de, aslında oldukça güçlü bir temsil alanı. Kitapların dili, örnek soruların kurgusu, karakterlerin kimlikleri bile öğrencilerin kendilerini nasıl konumlandırdığını etkiliyor.
İçimdeki insan tarafı burada duruyor ve şöyle diyor:
“Eğer bir kitap seni sürekli ‘başarılı olan erkek öğrenciler’ üzerinden anlatıyorsa, orada görünmeyen bir dengesizlik vardır.”
İçimdeki analitik taraf ise ekliyor:
“Bu durum içerik tasarımında sistematik bir bias olabilir.”
Sokakta gözlem: Eğitim, kimlik ve görünmez hiyerarşiler
Geçen hafta Kadıköy’de bir kırtasiyede iki veli konuşuyordu. Bir tanesi elinde Karekök kitabıyla “Bunu almazsak çocuk geride kalır mı?” diye soruyordu. Diğeri ise “Herkes bunu alıyor ama neden bu kadar tek tip çalışıyoruz anlamıyorum” diyordu.
Bu diyalog bana şunu düşündürdü: Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusu, aslında “bu sistemin standartlarını kim belirliyor?” sorusuna bağlanıyor.
Toplumsal cinsiyet açısından bu standartlar bazen görünmez bir şekilde işliyor. Örneğin:
Erkek öğrencilerin matematikte “doğal olarak iyi” kabul edilmesi
Kız öğrencilerin daha çok sözel alanlara yönlendirilmesi
Başarı tanımının tek bir sınav formatına indirgenmesi
Bu çerçevede yayıncılık, sadece bilgi üretimi değil, aynı zamanda norm üretimi haline geliyor.
Çeşitlilik açısından yayınevi sahipliği ve temsil sorunu
Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusu çeşitlilik açısından değerlendirildiğinde daha geniş bir tartışmaya açılıyor: Bu içerikler kimler için hazırlanıyor?
İstanbul’da farklı semtlerde çalışırken şunu fark ediyorum: Aynı kitap, farklı sosyoekonomik gruplarda tamamen farklı anlamlar taşıyor.
Özel ders alan bir öğrenci için Karekök kitapları bir araç
Devlet okulunda çalışan bir öğretmen için bir referans kaynağı
Dar gelirli bir aile için ise çoğu zaman bir “yük” ve “zorunluluk”
Bir gün Esenler’de bir genç bana şunu söyledi:
“Bu kitapları anlamak için zaten ekstra ders almam gerekiyor, kitap tek başına yetmiyor.”
İçimdeki mühendis hemen hesap yapıyor:
“Demek ki kaynak tek başına eşitlik üretmiyor, destek sistemine bağımlı.”
İçimdeki insan ise daha duygusal bir yerden bakıyor:
“Eğer bir kitap sadece belli bir kesim için anlamlı hale geliyorsa, orada bir erişim sorunu vardır.”
Sınıfsal farklar ve görünmeyen eğitim eşitsizliği
Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusu bazen doğrudan sınıfsal eşitsizlik tartışmasına dönüşüyor. Çünkü yayıncılık sektörü, sadece bilgi üretmez; aynı zamanda bu bilginin kimler tarafından tüketilebileceğini de belirler.
Toplu taşımada gençlerle konuşurken sık duyduğum bir şey var:
“Bu kitapları çözebilen zaten özel ders alıyordur.”
Bu cümle basit ama çok katmanlıdır. Çünkü burada başarı artık bireysel çabadan çok, ekonomik imkânlarla ilişkilendirilir hale gelir.
İçimdeki analitik taraf bunu şöyle özetliyor:
“Eğitim materyali, destekleyici altyapı olmadan tek başına yeterli değil.”
İçimdeki insan ise daha sessiz:
“Eşitlik sadece aynı kitabı vermek değil, o kitabı herkesin aynı şekilde kullanabilmesini sağlamak.”
Sosyal adalet perspektifinden Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir
Sosyal adalet açısından bakıldığında Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusu aslında daha büyük bir sorunun parçası oluyor: Bilginin üretimi ve dağıtımı kimlerin elinde?
İstanbul gibi büyük bir şehirde bile eğitim kaynaklarına erişim eşit değil. Bazı öğrenciler en güncel setlere ulaşabilirken, bazıları ikinci el kitaplarla idare ediyor.
Bir saha çalışmasında bir öğretmen şöyle demişti:
“Kitapların içeriği kadar, kimin eline geçtiği de önemli.”
Bu cümle benim için oldukça belirleyici oldu. Çünkü burada mesele sadece yayıncının kim olduğu değil, o yayıncının ürettiği bilginin toplumda nasıl dolaştığıdır.
İçimdeki iki sesin tartışması
Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusunu düşündüğümde zihnimde iki ses sürekli birbirine karşı konuşuyor.
İçimdeki mühendis:
“Şeffaflık önemli. Yapı bilinmeli. Sistem analiz edilmeli.”
İçimdeki insan:
“İnsanlar sadece yapı değil, etkilenme biçimlerine de bakmalı. Bir kitabın hayatı nasıl değiştirdiği daha önemli.”
Bu iki ses arasında kesin bir kazanan yok. Ama belki de olması gerekmiyor.
Sonuç yerine: sokakta kalan soru
İstanbul’un kalabalığında yürürken, bir kitapçı vitrininde Karekök kitaplarını gördüğümde artık sadece bir yayınevini düşünmüyorum. Aynı zamanda o kitaplara bakan öğrencilerin gözlerini, velilerin kaygılarını ve öğretmenlerin beklentilerini de düşünüyorum.
Karekök Yayınları’nın sahibi kimdir sorusu, tek bir isimle kapanacak bir soru olmaktan çok uzak. Daha çok şu soruya dönüşüyor:
“Bu eğitim sistemi kimin için çalışıyor ve kimi dışarıda bırakıyor?”
Ve belki de en önemlisi, sokakta, otobüste, sınıfta duyduğum her yeni cümleyle birlikte bu soru biraz daha büyüyor, biraz daha derinleşiyor.
İlgili Makale: Cihazda karekod okutma nasıl yapılır ?